De Beauvoir’ın izinde Türk kadınının toplumumuzda karşılaştığı sorunlar ‘‘Kadının Yeri Kocasının Yanıdır (!)’’

Neden her gün kadınların nasıl olması ve nasıl olmaması gerektiğine dair konuları gündeme getirip günlerce tartışıyoruz?

‘‘Kadını götürüp mutfağa ya da süslenme odasına kapatıyor,
sonra da ufkunun darlığına şaşıyorsunuz, kanatlarını kesiyorsun,
sonra uçamıyor diye yakınıyorsunuz’’ Simone de Beauvoir

Ülkemizde her gün kadın temalı birçok haber okuyoruz ve duyuyoruz. Kadının toplumumuzdaki yerini tartışıyoruz; kadın nasıl olmalı, nasıl davranmalı ne giymeli ne giymemeli ve buna benzer daha nice konuları konuşup tartışıp onların yerine başkalarının karar vermesine her gün seyirci kalıyoruz.

Sorunun asıl kısmına gelecek olursak, bu konunun cevabını birçok şekilde açıklamak mümkün. Türkiye’nin ataerkil bir toplum yapısına sahip olması, bugün kadınların toplum içindeki yerini tartışmanın en temel nedenlerinden bir tanesi. Gelin ataerkilliğin ne olduğuna ve ülkemizde kadın ve erkekleri nasıl etkilediğine hep beraber bakalım.

Ataerkillik, hepimizin bildiği gibi toplum düzeninin temelini erkeğin oluşturması ve hakimiyetin erkekte olması yapısıdır. Geçmişten günümüze süregelen bu ataerkil toplum yapısı kadın-erkek eşitliğini kabul etmemekle beraber, kadının konumunu hep ikinci plana atmıştır. Bu ataerkil yapı içerisinde yaşayan kadınların birçoğu ise maalesef günümüzde dahi şiddetin her türlüsüne maruz kalabiliyor.

Ataerkil zihniyet ise kadınları önce ‘otoriter gücün sahibi olan’ baba evinde, sonra da ‘evin direği’ diye nitelendirilen koca evinde takip ediyor. Görüldüğü üzere, özgür olamayan bir kadının ya da kendine ait özel bir alanı dahi olamayan bir insanın üretken olması nasıl beklenebilir? Sorun tam da bu: toplumda kökleşmiş olan ataerkil zihniyet, ikinci plana attığı ve yok saydığı kadınların üretken olması fikrini dahi kabul edemiyor. Üretkenlik derken aklınıza çocuk doğurmak gelmesin, ben üretmek derken çalışmak, faydalı olmak, özgür olmak, bağımsız olmaktan bahsediyorum. Çünkü bir kadının mutlak görevi ‘çocuk üretmek’ değildir, böyle algılanmamalıdır…

Günümüzde hala kadın haklarını tartışmak ve bir sonuca varamamak toplumumuzun bir çok toplumun gerisinde kalmış olduğunun en büyük göstergelerinden bir tanesidir. 21. yy’da kadınların toplumdaki yerini ve doğuştan sahip oldukları hakları tartışmak, eğitim haklarını elinden almak, çocuk yaşta zoraki evlendirmek, ‘namus meselesi’ gibi çağdışı gerekçelerle bir çok kadının ölümüne neden olmak, kadınların özgürlüklerini ellerinden (ç)almak toplumumuzun eğitim ve kültür seviyesinin düşük olduğuna işaret etmekle beraber çağın gerisinde kalmış olduğumuzun bir sembolü de aynı zamanda…

Simone de Beauvoir ’ın da dediği gibi kadınların kanatlarını kırıyor ve sonra uçamıyorlar diye yakınıyoruz. Günümüz Türkiye’sinde gelinen durum aynen budur…

 

 

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.