Bedevi Kıyafetleri İçinde bir İngiliz: Arabistanlı Lawrence Efsanesi !

Oryantalist kültürün en önemli figürlerinden biri olan Arabistanlı Lawrence algısının bugün tarihsel gerçekliklerle değerlendirildiğinde adeta bir kültür ihracı ürünü olduğunu görebiliriz

Arapları Osmanlıya karşı ayaklandırıp “bağımsızlığına” kavuşturan figür olarak Batı dünyasında yer edinmiş ve özellikle 1962 yılında yayımlanan sinematografik bir şaheser olan “Lawrence of Arabia” filmi ile beraber popülaritesi artmış ve hala Arap coğrafyası ile yaşanan gerilimlerde gazete kupürlerinde kendine yer bulmaktadır. Büyük bir isyanı tek bir kişiye atfetmek oryantalist tarihçilerin eminim ki bedevi kıyafeti içindeki sarışın İngiliz algısını perçinleyerek ideal tarih yazımlarına katkıda bulunmak istemeleri böyle bir popüler kültür ögesi yarattı.

(Fotoğraf: Reddit)

Batı oryantalizminin ürünü olan Lawrence efsanesine karşın son zamanlarda politik olarak gelişen Orta Doğu egemenliğini perçinleştirme uğraşları bizim tarihçilerde de yer aldı. Bunun en bariz ve rahatsız edici örneği ise, Arapların Osmanlıya aslında “haşa” ihanet etmedikleri sadece bir kişinin altında bir grup bedevinin İngilizlerle başkaldırdığı görüşüdür. Arapları hain olarak nitelendirmekten imtina eden bu tarihçilik anlayışı maalesef ki tarihsel gerçekliklerden yoksundur. Bu bağlamda gerek Arap İsyanı gerekse Lawrence efsanesini tarihsel gerçekliklerle inceleyelim.

(reddit: u/xstrauss2)

Lawrence gerek Arap gerekse Türk kaynakları tarafından incelendiğinde “Bilgeliğin Yedi Direği” isimli kitabında anlattığı olayların ve kendine atfettiği başarıların çoğunun yalan olduğunu görmekteyiz. Öncelikle Arap kaynaklarının hiçbiri Lawrence’ı kahraman veya muzaffer olarak göstermez. Aksine en önemli isyan kaynaklarından biri olan “Kral Abdullah’ın Anıları’nda” Lawrence isyanın prensi tarafından “güvenilmez ve hep kendini ilgilendirmeyen işlere burnunu sokan” biri olarak tanımlanmıştır. Kendi zaferi olarak gösterdiği Tafila Savaşı incelendiğinde Lawrence’ın o bölgeye savaştan 5 beş gün sonra ulaştığı kaydedilmiştir ve bununla beraber hikayelerinde belirttiği çoğu bölge ve kişi isimleri yanlıştır. Örneğin Kerak’ta Şeyh Abdurrahman adından birinin Türkler tarafından Batı’ya mahsus bir işkenceyle öldürülmesi kısmı Lawrence kitabındaki uydurmaların bir örneğidir. Oysaki ne böyle bir kişi vardır ne böyle bir olayı duyan gören vardır, ne de Doğu’da kullanılmış böyle bir işkence yöntemi vardır. Şerif Hüseyin’in oğlu Abdullah’ın (daha sonra Ürdün Kralı) Akabe zaferini üstlenip Gelibolu Savaşlarına eş tutmuştur. Arapların Lawrence’a bakışı kısaca bu şekildedir çünkü Lawrence hiçbir zaman bağımsız Arabistan fikri ile hareket etmemiştir, onun amacı bölgeyi bir İngiliz dominyonu yapmaktı ve bu durumu birçok Arap lider fark etmişti. Kendisini yalanlayan belgeler sadece Arap ve Türk belgeleri değildir. İngiliz ve Fransız Belgeleri de kendisini yalanlamaktadır. Lawrence kendisine Mısır Yüksek Komiserliği teklif edildiğini, Müttefiklerin Orta Doğu’daki harekatlarını planladığını ve hatta Arap İsyanın liderini kendisinin seçtiği gibi gülünç iddiaları vardır.

Buradaki asıl durum, kendi İstihbaratı tarafından tasfiye edilen ve hatta yalanlanan bu adamın nasıl büyük bir figüre dönüşmesidir. Bunun cevabı Britanya İmparatorluğunun dünya hakimiyetinin en önemli dayanağı olan “Propaganda” da yatmaktadır. Lawrence tek görevi Mısır’daki İngiliz İstihbaratının verdiği paraları Arap Liderlere ulaştırmak ve de aradaki koordinasyonu sağlamaktı fakat kendi yarattığı algı ister istemez bir propaganda ürünü oluşturdu. Barbar ve Katil Türk imajı yaratılıp, özgürleştirilen bedeviler dünya kamuoyunda yer aldı ve Arap Ayaklanması meşru gösterildi. Bugün hala Ürdün’de ki kutlamalarda klasikleşen “Ray patlatıp, Türk Treni’ne pusu kurma” eylemleri gerilla Arapların bağımsızlık mücadeleleri olarak gösterildi. En ünlü iddası olan Hacı Muhiddin tarafından Deraa’da tecavüze uğrama hadisesidir. Bütün kaynaklar tarafından yalanlanabilen bu iddia Lawrence’ın “Şeytani Türk İmajı” için biçilmiş kaftan haline geldi. Kral Abdullah’ın Anılarında bile övgü ve saygı ile bahsettiği Fahreddin Paşa Lawrence tarafından adeta Deccal olarak tasvir edilmiştir. Bu propaganda öyle bir boyuta ulaştı ki Lawrence’ın kendisini Gerilla Savaşlarının mucidi olarak gösterip kendini Napolyon ile kıyaslaması bile şartlar dolayısıyla eleştirilmedi.

1962 yılında Hollywood’un en önemli aktörü Peter O’Toole tarafından canlandırılan Lawrence karakteri gerçekten de Arapları ve kendisini dönemin en ateşli bağımsızlık savaşçıları olarak gösteriyordu. Farklı renkteki kıyafetleri ve sancaklarıyla Araplara önderlik eden beyazlar içinde bir sarışın İngiliz bir İmparatorluğun sonunu tek başına hazırlamıştı. Film bize bunu anlatmaya çalışıyordu. Allahtan Mareşal Edmund Allenby bu filmi izleyemeden göçtü yoksa adamcağız kahrından apoletlerini yerdi. Kendisi de gerçi Araplara karşı yapılan propaganda da yer almış hatta adı Allenby (Allenbi) Araplara El Nebi (peygamber) olarak bile aktarılmıştır. Lawrence Arabistan’da dini bir hareket de tasarlamış ve Arapları tamamen Protestan-Bolşevik bir anlayışla Sünni Dünyadan soyutlamaya çalışmıştır. O dönemde dini bir görüşe sahip tek ekip maalesef Vahhabilerdi ve onlarda Peygamber döneminde saflığa dönmek için tüm yeniliklere karşı çıkan Selefi düşüncenin temsilcileri idi.

Sonuç olarak daha çuvalla örnek gösterilebilecek üzere Lawrence basit bir propaganda ürünüdür ve kendini bu propagandanın merkezine oturtup bir Napolyon olarak göstermeye çalışmış bir “deli”dir. 1962 yapımı “Lawrence Of Arabia” filmi ile beraber popülaritesi artmıştır ve hala çoğu kişi tarafından bir efsane olarak bilinmektedir. Sizlere sinematografik açıdan bir şaheser olan bu filmi tamamen kurmaca farz ederek izlemenizi ve konu hakkındaki en önemli eser olan Orhan Koloğlu’nun Lawrence Efsanesi kitabını okumanızı tavsiye ederim.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.