Türk Siyasal Kültüründe Başkanlık İzleri

Türkiye Siyasal Kültüründe Hükümet ve Devlet Başkanlıkları’nın konumu ve etkisi üzerinden bir sistem değerlendirmesi.

Türkiye 2016 yılında yapılan referandumda kabul edildiği üzere 24 Haziran seçimlerinden itibaren resmen başkanlık sistemi ile yönetilmeye başlandı ve uzun dönemler alışıldığın aksine Türk Devleti’nde Devlet başkanlığı ve Hükümet Başkanlığı makamları tek bir çatı altına birleştirildi. Türkiye’de evvelden beri gelen başkanlık tartışmalarında hep Amerika Birleşik Devletleri örneği rol model olarak alınmıştır. Çünkü bu sistemin demokratik sonuçlar verdiği başka bir ülke yoktur. Bu başarının sırrı ABD’de yıllardır süre gelen bir Siyasal Kültürün oluşmasıdır. Türkiye Devletinin siyasal kültürü bu sistemi nasıl karşılayacak orta vadede göreceğiz fakat olmuş bitmiş kabul edilmiş bir sistem değişikliğine bugün bakmamızın sebebi nedir? Bu sistemin halk ve siyasal kültürle harmonisi nasıl olacaktır.

Birçok akademisyen, yazar ve anlı şanlı tarihçilerin belirttiği fikir Başkanlık sisteminin Türk Hakimiyet ve bağlılık kültürüne uygun olmasıdır. Hükümet ve Devlet Başkanlıklarını birleştirerek halkın bir kişinin arkasında daha huzurlu ve iradeli bir şekilde devlete bağlı olacakları referandum sürecinde akademinin önemli bir parçasının dilinden düşmüyordu. Fakat, Türk Devlet geleneği ve Siyasal Kültüründe bu birleşme istenilen sonucu vermeye muktedir midir? Devletin her zaman hükümdarın malı olduğu kabul edilen Türk Devlet Geleneğinde bir şahıs nezdinde bütün devlet teşkilatı temsil edilir. Yüzyıllardan beri süren sosyolojik süreçte Türk ulusu devleti metalaştırıp eşi zor görülebilecek bir kutsiyet yüklemişlerdir. Devlet başkanı olarak kabul edilen Kağan, Han, Sultan ve Cumhurbaşkanları halk nezdinde her zaman “yüce” Türk Devletinin temsilcileri olarak görülmüştür. Bunun en önemli sebeplerinden biri kuşkusuz ki Türklerin farklı dinlere mensubiyetleri ile değişmeyen bir “Kutsal Devlet Başkanı” anlayışıdır. Ama Devlet ve Halk arasında tampon görevi gören bir hükümet başkanı her daim var olmuştur. İslamiyet ile beraber “zillullah-ı fil arz” unvanını kullanan Türk Hükümdarları, Eski geleneklerini devam ettirip kendilerini Dini iradenin yeryüzündeki temsilcisi olarak görmüşlerdir. Bu kutsiyet halka da sirayet ettiğinden Hükümdar-Toplum ilişkisi araya farklı faktörler alınarak düzenlenmişti. Örneğin, Osmanlı Devleti’nde bir reaya hareketi veya asker ayaklanması bir spesifik örnek dışında hiçbir zaman Sultan’ı hedef almamıştır. Sultan’ın vekil-i mutlak-ı olduğu halde kellesi giden ve toplumun gazabına uğrayan her zaman vüzera olmuştu. Hükümet başkanları toplumdan gelen dalganın Devlete ulaşmasına mâni olmuşlardı.

Günümüzde bile Devlet Fetişizmi had safhada iken Türkiye gibi politize bir toplumda Devlet Başkanı’nın Hükümet Başkanı gibi eleştirilmesi ve sorgulanması toplumsal kutuplaşmaya ve gerilime nasıl etki edecektir ve Türkiye’nin siyasal geleneği bu durumu kaldırabilecek midir? Zaten olmuş bitmiş bir şeyi tartışmanın ne faydası var diye düşünebiliriz fakat bu durumun Türkiye siyasal kültüründe nasıl izler bıraktığını görmek çok uzun sürmeyecektir.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.