Largo Mustafa Kemal’den 25 kuruşluk torba meselesine…

Çok basit bir yaklaşımda bulunacağım.

Geçen hafta Roma ziyaretimde, ilginç bir hadise yaşadım. Roma’nın güneybatısında ‘Eur’ denilen bir bölgede ‘Pargo Centrale del Lago’ parkının sonunda resimde gördüğünüz anıtı gördüm. Tabi oraya İtalyan arkadaşımın bana bilgi vermesiyle gittim. Bu yüzden şanslıyım. O anıta uzun uzun baktıktan sonra, yıllar önce yazdıklarım ve düşündüklerim aklıma geldi.

‘Yurtta Sulh Cihanda Sulh’

Yıllar önce kişisel bloğumda ‘Auschwitz Türkiye durağı’ diye bir yazı yayınlamıştım. Blog pek okunmadığı için yazımda haliyle güme gitti. Ancak bu sefer, daha donanımlı bir ekiple gelecekte iyi işler başarmayı amaçladığımız bir maceranın başında ve ona uygun bir platformda, yazımın ana temasından bahsetmek isterim.

O yazımda, müzelerin veya anıtların öneminden bahsetmiştim. Onlara ne kadar bir toplumun ihtiyacı olduğunu, kitlesel olarak Alzheimer’a bire bir ilaç olduğuna vurgu yapmıştım. Geçen 5 senede pek bir değişme olmadı. Hatta gelişme olduğu konusunda da hem fikir değilim. Herkes sonuçta bakmak istediği yerden olayları değerlendirir.

Roma antik şehrine doğru otobüsle giderken, bir an kendimi İstanbul’da hissettim. İmparatorluğun etkileri ve mimari benzerlikleri gözümün önünde canlandı. Kendimce, İstanbul, Roma’nın zarar verilmiş hali, kanısına vardım. Orada hemen hemen bütün tarih durmaktaydı. İstanbul’da ise yok olmaya yüz tutmuş bir tarih söz konusuydu. Bu neden böyle? Neden adamlar bu kadar önem verirken, biz bir o kadar vurdumduymaz oluyoruz.

Yazımda, başka bir konudan da bahsettim. Kitap okuma oranından… Osmanlı’ya matbaa geldikten sonra 200 yıl içinde sadece 40.000 kitap basılmış. Ondan sonraki sürecin nasıl bir senaryo olduğunu iyi bilmektesiniz. Yıllar, yıllar geçmiş daha fazla kitap okumamanın cezasını çekme zamanı geldiğinde; işte o başlıkta ve ilk fotoğrafta ‘kazandığı başarısının sırrını, cebindeki 2 kuruş paranın, 1 kuruşunu kitaba ayıran adam’ belirmiş. En zor savaşın ‘kültür savaşı’ olduğuna vurgu yapmış. 15 yıl içinde hepimizin hayallerini o kadar güçlendirmiş ve büyütmüş ki, bir anda herkesten daha ileri düşünmemizi sağlamış. Sonra yine değişik şeyler yaşanmış ve ölümünden sonraki 81. yılın ilk günlerinde bir zamanlar hayalleri dünyaya örnek olan toplum, 25 kuruş fiyatı olan torba meselesine günlerini, haftalarını ve gençliğini harcamış. Bu anlattıklarım masal gibi geliyor. Ama ne yazık ki, daha henüz sıcağı sıcağına yaşanmış olaylar. (Herkesi kapsamamaktadır).

Sona gelince, toplumda bu konulardan bahsedildiğinde, hep şu cümle ve benzerleri ile karşılaştım. ‘’Bize bir şey olmaz evvel Allah!’’. ‘Eyvallah’ olmasın tabi. Fakat bunu diyen büyüklerimiz ve gençlerimiz; hayatın ne kadar ciddi ve rekabetçi olduğundan haberleri var mı? Dışarıdaki rekabetten bahsediyorum. Başka ülkelerle olan. Sonucu siz kendiniz bulmaya çalışın. Yabancıların, ya da bir başka deyişle ‘Gavur’ların elimizden aldıklarını bir düşünmenizi tavsiye ederim. Ne yazık ki genç neslin çoğu, sağda solda dolaşıp etrafa hava atmakla meşgulken, parklarına bir başka ülkenin hayallerini yükselten ‘Mustafa Kemal’in sözünü anıt yaparak cadde ve bölgeye onun ismini veren ve bu tarz şeylerle çocukları ve gençleri yetiştiren gavurlar hayallerimizi çalıp ve zenginleşiyorlar. Şimdi, bizim hayal ettiğimiz yerlerin hepsinde onlar var.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.