Avrupa’nın İhtişam Merkezlerinden Biri: Versay Sarayı

Fransa tarihinin hem en şatafatlı hem de en çalkantılı günlerine tanıklık etmiş, Avrupa’nın en büyük sarayı Versay Sarayı (Fransızca: Le Château de Versailles), 17. yüzyıldan günümüze tüm görkemiyle hâlen daha gözleri kamaştırıyor.

Paris’in merkezinin güneybatısında yer alan, aynı zamanda isminde aldığı bulunduğu kent Versailles(Versay)’dan saray, kral 13. Louis’den önce şu anki görkeminin tersine sadece bir yel değirmeni ve değirmencinin evi bulunmaktaydı. Kral 13. Louis, agorafobisinden dolayı kalabalık alanlarda çok duramıyordu. Bunun yanı sıra avcılığa olan düşkünlüğünden dolayı Versay onun için cennet gibi bir yer idi. Kral, kendisinin de planında bulunduğu 35 metre uzunluğunda ve yaklaşık 6 metre genişliğinde, taş ve tuğladan küçük bir av köşkü inşa ettirdi. Zamanın çoğunu buradaki av köşkünde ailesiyle geçiriyordu.

1643 yılında ölen 13. Louis’nin yerine oğlu 14. Louis geçti. Fakat Prens 14. Louis henüz 4 yaşındaydı. Bu yüzden babasının ölümünden sonra annesi ile birlikte Paris’teki Kraliyet Sarayı’na (Palais Royal) döndüler. Geçen on sekiz yıl boyunda ilgisiz kalan köşke kral 14. Louis, büyüdükten sonra babası gibi avlanmak için gitmeye başladı. Daha sonralarda 1660 yılında evlenen kral, bir yıl sonra oğlunun doğumuna ve kardeşinin evlenecek olmasına bağlı olarak köşkü genişletmek isteyerek odaları “Krallar ve Prensler” olarak ayırdı. 1664 yılında genişletme görevini Louis Le Vau’ye verdi ve Le Vau, köşkü üç katı büyüklüğüne çıkarak saray haline getirdi. Ayrıca sarayda güneş temasını kullanarak, Güneş kral olarak bilinen 14. Louis’in de şanına yakışır bir eser ortaya çıkarır.

Döneminde saraya çokça lüks eşyaların taşınması, düzenlenen balo ve şenlikler sarayın ihtişamını besliyordu. 1668 yılında ise düzenlenen bir şenlikte kralın nedimelerine kalacak yer bulunamamasından dolayı genişletme fikri tekrar gündeme gelir. Bu genişleme sarayın günümüzdeki haline en yakın görüntüye bürünmesine sebep olur. Bir sonraki genişletme çalışmalarıyla 1679 yılında Aynalar Galerisi, Savaş Salonu ve Barış Salonu eklenir. Sarayın bu denli büyümesinin sonucunda kral 14. Louis, 1682 yılında merkezi gücü Versay’a taşır ve otuz üç yıl sarayda hüküm sürdükten sonra 1715 yılında 14. Louis vefat eder. Yerine ise oğlu 15. Louis’e geçti.

Babasının ölümünde henüz beş yaşında olan 15. Louis, dönemi boyunca saraya Neptün Havuzu, Herkül Salonu ve Kraliyet Operası’nı yaptırdı. 1774 yılında ölümünün ardından tahtı 16. Louis’ye son krala bıraktı. Yıllardır bakım görmeyen sarayın yenilenmesi gerekiyordu. Fakat bu yenileme çok masraflı olacaktı ve kraliyetin buna ayıracak kadar yeterli bütçesi yoktu. Bunun üzerine eşi Marie Antoinette kendi parasıyla sarayın yenilenmesine katkıda bulunmuştur. Kraliçe Antoinette’nin bu katkısı devrime hazırlanan halk tarafından imajına kötü bir leke olmuştur.

17. yüzyıldan dört aşama düzenlenerek günümüze kadar ulaşan Versay Sarayı’nın yapımında yaklaşık 30 bin işçi çalıştığı söylentiler arasında. İlginç bir şekilde sarayın yapımında banyo ve tuvalet yapılmamıştır. Bunun nedeni ise zamanın asillik anlayışıydı. Asiller tuvaletlerini istekleri zaman istedikleri yere yapabilme hakkına sahiplerdi. Buna rağmen Versay Sarayı’nın kokusunun en eşsiz koku olduğu iddia edilir. Şahsen sarayın içerisinde alışılmadık bir koku olduğunu söyleyebilirim ama bu koku ne rahatsız edici türde kötü ne de çok güzel türden harika bir koku değil.

İlk olarak Silah Kapısı’ndan geçip Bakanlar Avlusunda ilerledikten sonra sarayın girişine varıyorsunuz. Saray yapımından dolayı tüm odalar ve salonlar birbirlerine açılıyor. Yani rotanızı bir nebze saray size çiziyor. İlk odadan itibaren ortamın büyüsüne kapılıyorsunuz. Her oda kendine has ihtişamıyla sizi kendine ayrı ayrı hayran bırakırken kendilerine ait isimleriyle daha da anlam kazanıyorlar. Odalar Yunan Mitolojisi’nde yer tanrı ve tanrıçaların isimleri verilmiştir. Örneğin, “Güneş Kralı” olarak bilinen 14. Louis’nin odasına Güneş Tanrısı Apollo’nun ismi verilmiştir. (Salon d’Apollo)

Duvarlardaki eşsiz güzellikte tabloların yanında sarayın tavanları da başlı başına birer sanat eseri. Charles Le Brun’a ait görsel şölen sunan bu tavanın gerçekliği, boynunuz ağrıyana kadar gözlerinizi ayıramamanıza neden olacaktır. Gezinirken boş geçirebileceğiniz tek bir metre bile yok demek yanlış olmayacaktır. O salon bu kral odası derken sarayın en önemli iki yerinden birine ulaşıyorsunuz; Aynalar Galerisi.

Aynalar Galerisi, konumu itibariyle çoğu ziyaretçi tarafından dolayı en güzel manzaraya sahip salon sayılır. Bunun yanında uzun salonun duvarında toplamda 400 adet ayna bulunmaktadır. Büyük ve geniş çerçeveli pencerelerin tam karşısına yerleştirilen bu aynalar dışarıdan gelen güneş ışını yansıtıyor, içerideki görmeli avizeler ve altın renkli heykellerle buluşan güneş ışıklarıyla ışıltılı bir görüntü ortaya çıkıyor. Galeri tarih de ki önemli iki anlaşmaya da ev sahipliği yapmaktadır. 1782 yılında kurulan ABD ile İngiltere arasındaki anlaşma ve I. Dünya Savaşı sonunda, mağlup Almanya ile müttefik devletler arasındaki “Versay Barış Antlaşması” bu salonda imzalanmıştır. Saraydaki bir diğer önemli yer ise Şapel. 1710 yılında tamamlanan Şapel, çağının ve Fransa’nın en önemli Barok yapılarından biridir.

Yıllardır birçok ünlü sanatçıya ilham kaynağı olmuş bu yapıyı gezerken büyüsüne kapılmamak elde değil. Hep küçükken masallarda bahsedilen sarayları hayal ettikten sonra bir an kendinizi onlardan birinin içinde bulunmak sizi o hayallere geri götürecektir. Ama unutmayın gezi planınızda Versay Sarayı’na bir gününüzü ayırmanız gerekecek. Çünkü zamanın nasıl geçtiğini anlayamayacaksınız.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.